Site icon Temblor.net

17 Ağustos 1999 depreminden bu yana 20 yıl geçti. Peki bugüne kadar ne yaptık?

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan

 

Her yıl depremlerden dolayı ortalama 1.000 kişinin hayatını kaybettiği, 2.000 kişinin yaralandığı, 7.000’den fazla binanın kullanılamaz duruma geldiği ülkemizde deprem hiçbir zaman sürpriz olmayacaktır. Bu coğrafyada her yıl büyüklüğü 5.0 ve daha fazla ortalama 1.800 tane deprem olmaktadır. Büyükşehir sayısı ve yüksek deprem tehlikesi altında yoğun nüfus barındıran şehirlerimizin sayısı arttığından dolayı ülkemiz şehir depremleri sürecine girmiştir. 20. yılını andığımız 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi büyük kayıplara neden olan bir şehir depreminin acı sonuçlarını sergilemiştir.

 

17 Ağustos depremi, ülkemizde afetler için risk yönetiminde, deprem kent planlama ve tasarımında, imar/şehircilik mevzuatında, yapı denetiminde, yerel yönetimlerin yetkilerinde, kalkınma politikalarında, afet eğitiminde, yerel toplum örgütlenmelerinde, profesyonel mühendislikte, müteahhitlikte ve sigorta düzeninde, planlamada sürdürülebilir planlama anlayışında eksik, yanlış ve yetersizliklerin ve ders alınması gereken gerçeklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşaret ettiğimiz bu eksik ve yetersizliklerin çoğu halen sürmektedir.

 

1999 depreminden sonra çıkarılan yapı denetim yasası, DASK yasası, AFAD yasası ve ilgili diğer mevzuatta yapılan değişikliklerin daha yararlı olması için beklenen düzenlemeler yapılmamıştır. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında yasa ve Yıpranan Tarihi ve Kültürel Varlıkların Yenilenerek Korunması başlıklı yasalar riskleri azaltma amaçlı uygulamalardan çok rantiye amaçlı uygulamalar için kullanılmıştır. 1985 tarihli imar yasası bugüne kadar 28 kez değişikliğe uğramasına rağmen afet risklerini azaltacak içeriğe kavuşamamıştır. Yapı müteahhitliği yasası yoktur, ancak 2 Mart 2019’da Yapı Müteahhitliği Yönetmeliği çıkarılabilmiştir. 1999 depreminden ancak 20 yıl sonra, yüzlerce yüksek yapı inşa edildikten sonra, 1 Ocak 2019’dan geçerli olmak üzere yeni deprem yönetmeliği ve deprem tehlike haritası uygulamaya konulabilmiştir. Afet risklerini azaltma yönetimi halen afet müdahale, yardım ve yara sarma anlayışının önüne geçememiştir. 

 

Nüfusu 17 milyona doğru artan ve artmaya da devam edeceği anlaşılan İstanbul mega-şehrinin çevresindeki iller dahil önümüzdeki 25 yılda yüzde 65 olasılıkla 7.0 ve daha büyük bir depreme maruz kalacağı bilim camiası tarafında kabul edilmiştir. Bu deprem hem Marmara’yı şiddetle sarsacak ve hem de tırmanma yüksekliği 5 metreye varacak yükseklikte tsunamiye neden olacaktır. 

 

Bu tehlikeye rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin halkın parasıyla üniversitelere ve profesyonel yerli/yabancı kuruluşlara yaptırdığı 2002 yılındaki mikrobölgeleme ve deprem senaryosundaki, 2003 yılındaki İstanbul Deprem Master Planındaki, 2009 yılındaki İstanbul Çevre Düzeni Planındaki ve 2011 yılında Avrupa ve Anadolu yakasında yapılan deprem ve tsunami için mikrobölgeleme çalışmalarındaki risk azaltma konusundaki tespit, öneri ve kararlar yok sayılmış ve bu kadim şehrin nüfusunun ve risklerinin daha da artmasına neden olmuştur. Daha önce tespit edilen sıvılaşma ve heyelan gibi en riskli alanlardaki yapıların ve yerleşmelerin riskleri azaltacak biçimde düzenlenmesi gerekirken tam tersine riskli alanlarda yeni yapılaşma ve yoğunlaşmalar ile riskler daha da artmıştır. İstanbul Deprem Master Planı raftan indirilip derhal revize edilmeli ve kullanılmalıdır. AFAD’ın ilçe örgütlenmeleri tesis edilmelidir. Afet risklerinin azaltılması karar ve uygulamalarında yerel belediye ve sivil toplum katılımcılığı güçlendirilmelidir.

 

Riskleri azaltma adına genel önerilerim şunlardır: